deney, Elon Musk, ilham verici, konfor alanı!

ELON MUSK VE 30 GÜNLÜK İLGİNÇ DENEYİ

Başarılı girişimcilerin kariyerlerinde bazen birden fazla kırılma noktası olduğunu, zihinlerinin farklı çalıştığını ve deneyimlerinden öğrendiklerini çok iyi değerlendirdiklerini biliyoruz.

Son dönemlerde Mark Zuckerberg ile AI konusunda olan atışmasıyla gündemde olan ve dünyanın en başarılı girişimcileri arasında sayılan Elon Musk’ın da hayatında bir dönem 30 günlük ilginç bir deney yaptığını biliyor muydunuz?
Öncelikle Elon Musk hakkında bir kaç kısa bilgi:
  • 1971 doğumlu.
  • 12 yaşında kendi hazırladığı ilk bilgisayar oyununu satar.
    20’li yaşların sonunda multimilyoner olur.
    Tesla şirketinin sahibi, ortağı ve CEO’su.

Image: Musk, CEO of Tesla Motors and SpaceX, attends the Reuters Global Technology Summit in San Francisco

Elon Musk henüz bir üniversite öğrencisiyken mezun olduktan sonra ne iş yapacağını düşünmek yerine insanlığın hayatta karşılaşabileceği büyük zorlukları ve bunlarla ilgili ne yapabileceğini düşünür. Dönüştürülebilir enerji kaynakları üzerine çalışma fikri de bu dönemlerde gelişmeye başlar.

Hayatta eğer bu konuda bir şekilde başarılı olacaksa ilk önce minimum yiyecekle nasıl idare edebileceğini görmesi gerektiği sonucuna varır ve 30 gün boyunca yiyeceğe her gün sadece 1 dolar harcamaya karar verir. Bol bol sosisli sandviç ve makarna gibi yiyeceklerle geçen bu ay sonunda başardığını görür; kalabileceği bir yer ve bilgisayarı olduktan sonra 30 dolar ile ayı bitirebilmiştir.
Bu ona şu bakış açısını getirir: girişimci olup kendi işini yapmaya başladığında ilk başlarda ayda 30 dolar bile kazansa geçinebilecektir ve kendini başarılı görecektir.. ki işler buna benzer şekilde gelişir. İlk şirketini kurduğunda günlerce, aylarca şirkette uyur ve duşu bile yakınlarda bir dernekte alır!
Şu anki servetinin 15.5 milyar dolar olduğunu düşününce, diğer bir çok etkene ve kişisel özelliklerine ek olarak dışarıdan çok basit gözüken bu “konfor alanından çıkma” deneyinin ona bambaşka bir bakış açısı kattığı ortada; değil mi?
Siz böyle bir deney yapmak isteseniz konfor alanınızın size sunduğu hangi rahatlıklardan ödün verirsiniz?
comf
ilham verici, konfor alanı!, saadet :)

PARAYLA SAADET OLUR MU?

1976 yılında bir şarkı sözü olarak hayatımıza girip neredeyse “özdeyiş” haline gelen “Parayla saadet olmaz” savı bazı insanlar için istedikleri kadar para kazanamadıkları veya biriktiremedikleri için bir avuntu, bazı insanlar içinse baştan kabul edip hayatlarını üstüne kurdukları bir öğreti.

Bu sadece bize özgü değil – dünyada genel anlamda kabul gören bir konu. Ve tabii ki araştırmaya açık!
Peki.. para saadet alamıyor belki ama, daha az stresli ve daha sağlıklı yaşamamızı sağlayan şeyleri almamızı sağlayabilir mi?
sad-face-plus-money-equal-happy-face
University of British Columbia ve Harvard Business School araştırmacıları tarafından yapılan bir  araştırmaya göre para doğru bir şekilde kullanıldığında gerçekten mutluluk satın alabiliyor!

Araştırmacılar Amerika, Danimarka, Kanada ve Hollanda kökenli 6000’den fazla yetişkin birey üzerinde aşağıdaki 3 başlık altında çeşitli çalışmalar yapmış:

  • Kendilerine boş zaman yaratmak için harcadıkları para miktarı.
  • Hayattan tatmin olma seviyeleri.
  • Hayatlarındaki stres seviyeleri.
İlginç sonuçlar mevcut.. bireyin kazandığı para arttıkça bunu harcamak için zaman bulamamaya başlıyor, bu da gündelik hayatındakilere ek bir stres kaynağı oluyor. Kazanılan paranın bir kısmını kendisine boş zaman yaratmak için çeşitli hizmetlere (ev temizliği, yemek yapma, ulaşım vs) harcayan bireyler daha mutlu, daha sağlıklı ve daha az stresli yaşıyorlar – zamanlarını daha tatmin edici aktivitelere ayırabiliyorlar.
Bu araştırma kapsamında yapılan bir saha deneyinde Kanada’dan 60 adet bireye 40 dolarlık iki çek veriliyor – biriyle bir hafta sonu zaman yaratıcı bir harcama, diğeriyle de bir sonraki hafta sonu maddesel bir harcama yapmaları söyleniyor. Ve sonucunda nasıl hissettikleri takip ediliyor.. sonucunda görülüyor ki bireyler zaman yaratıcı bir harcama yaptıktan sonra kendilerini çok daha mutlu hissediyorlar.

818 adet Hollandalı milyoner gündelik ev işleri için bir harcama yapmaktan hoşlanmadıklarını itiraf etmişler!

Ve bu araştırmaya katılan her 98 bireyden 2’si böyle bir zaman kazanmak için haftalık maksimum 40 dolar ayırabileceğini belirtmiş.

 

Bu tür araştırmalarda alınan sonuçlara göre bir birey ev işi gibi gündelik işlerle uğraşmadığında o zamanı çok daha iyi değerlendirebiliyor ve kendini gerçekten sağlıklı ve mutlu hissediyor; fakat bunun farkında olsa bile -ne kadar para kazanırsa kazansın- gerek kültürel etki, gerek genetik faktör, gerek ‘para harcamaya bakışı” nedeniyle parayı “görebileceği maddesel şeylere” harcamayı tercih ediyor – “istiyor” diyemiyorum, “tercih ediyor”.

Hayatın gittikçe daha hızlı aktığı ve “zaman”ın bir çok şeyden kıymetli olduğu bu dönemde dilediğimiz gibi geçirebileceğimiz bir zaman dilimi elde etmek için çeşitli hizmetler satın alma imkanımız varken; üstelik artık teknolojinin de gelişmesiyle hemen hemen her türlü hizmete çok kolay ulaşabilirken bunu neden tercih etmiyoruz?

Sizin tercihiniz nasıl?
Ne dersiniz, parayla saadet olur mu?
dijital, dijital göçebe, göçebe, hayal, ilham verici, konfor alanı!, madde madde, saadet :)

DİJİTAL GÖÇEBE OLMAK İÇİN 10 ADIM

digital-nomad-640x300
Her şey 55 yıl kadar önce, ilk giyilebilir teknolojinin bir kumarbaz tarafından rulet oyununda tahmin amaçlı kullanılmasıyla başladı. “dijitalleşme” bu olay sonrasında öngörülemez bir ivme kazandı ve akıllı şehirler, sensörlü bitkiler derken kendimizi arada kalmış, şaşkın bir nesil olarak “dijitalleşme çağı”nın ortasında bulduk.
Zamanla “dijital” kelimesi çok yaygın bir sıfat olarak hayatımıza girdi: dijital pazarlama, dijital tüketim, dijital kanallar derken son zamanlarda gündemimizde artık “dijital göçebe”ler de var (“digital nomad”).
Dijital göçebeler cesur, açık zihinli, iletişimi kuvvetli, kişisel motivasyonu ve disiplini yüksek; tek ihtiyacı iyi bir bilgisayar/tablet ve güçlü bir wi-fi olan; bunları kullanarak dünyanın her yerinden para kazanabilen; benim gibi günlük 10 saatini gri/mavi tonlarındaki ofisinde geçirenlerin gözlerinde bir damla yaşla takip ettiği insanlar.
header
Bir çırpıda böyle büyük bir değişiklik yapılamayacağına göre buna karar verdikten sonra neler yapabilirsiniz?
  • Elektronik ortamda çalışabilmek için gerekli şeyleri öğrenin.
  • Boş zamanlarınızda serbest bir işiniz olsun; yapmaktan hoşlandığınız bir iş bulun ve bunu “freelance” yapmaya başlayın.
  • Artık okumak için okula gitmenize gerek yok; bir konu seçerek bu konuyla ilgili ders alın.
  • Küçük çaplı bir elektronik şirket satın alın. Bu da size ilk başta uzaktan para kazanıp kazanamayacağınızı gösterecektir.
  • Dijital göçebe ağlarından faydalanın ve bu bilgileri değerlendirerek para biriktirin.
  • Yurtdışında geçici ve kısa süreli de olsa çalışabileceğiniz bir iş bulmaya çalışın.
  • Kendi işiniz varsa bu işi elektronik ortama taşımayı ve dijitalleştirmeyi deneyin.
  • Kendi işinizde çalışmıyorsanız patronunuzla konuşun ve uzaktan çalışarak da işleri yetiştirebileceğinize ikna edin.
  • Patronunuz buna izin vermediyse ve siz yine de bunu bir deneyimlemek istiyorsanız sadece bu şekilde çalışabileceğiniz iş arama motorlarına kaydolun.
  • Ve sonunda, bu adımlardan bir veya bir kaçını deneyimledikten sonra kendinizi hazır hissettiğiniz noktada her yerden yönetebileceğiniz, kendi yeteneklerinizi kullanarak yapabileceğiniz bir iş kurun.
  • Hadi benden 1 madde daha; son adım olarak gidip kendinize tek yön uçak bileti alın!

Böyle bir hayat şeklinin sonsuza kadar sürmeyeceği açık ve net olsa da ne olursa olsun insana çok şey katacağı çok belli (mi?).

Bu nedenle eğer gerçekten içinizden geliyorsa belki de çok beklemeden bu yönde bilgi ve deneyim biriktirmeye başlamakta fayda var. Hiç bir zaman hiç bir şey için geç kalmış sayılmayız, değil mi?

Siz dijital göçebe olmak ister miydiniz? Nasıl bir yol izlerdiniz?

laptop-beach-e1276165762964

deney, hayal, ilham verici, madde madde, saadet :)

ŞİKAYET ETME, MUTLU OL!

Artık hemen hemen her yerde mutlu olmanın bir kaç yoluyla ilgili yazı görmek mümkün. Bunun nedeniyle ilgili bir sürü şey söylenebilir ama aslında çok temelde “mutlu edilmeyi” beklemekten çıkıp “mutlu olmaya” yönelsek sanki her şey sanki biraz daha kolay olacak, değil mi?

Günümüzün en kolay iletişim yöntemi olan “şikayet etmek” neredeyse refleks olarak sinir sistemimize yerleşmiş durumda. Bu konuda eminim etrafında çok başarılı kişiler vardır! Bu kişiler aslında doğal birer enerji emici olduklarının farkına varmadan her an şikayet edecek bir şeyler bularak deşarj olurlar ve etrafındakileri tüketirler.

enerjivampirleri

Şikayet etmekten beslendikleri bile söylenebilir!

Bu derece olmayanlar ise yavaş yavaş o noktaya ilerlediklerinin çok farkında olmadan havanın durumu, ortamın ısısı, minibüste yanına oturan kişinin parfümü, trafiğin yoğunluğu gibi değiştiremeyeceği konular üzerinde yorumlar yaparak günü geçirirler.. oysa ki tüm bunlar kişinin yanlış nöron bağları kurarak bu hareketin bir alışkanlık olarak kendine zamanla ve sinsice yerleşmesinden başka işe yaramaz.
Değiştirebileceğimizden emin olduğumuz tek şey KENDİMİZ olduğuna göre, belki daha az şikayet ederek biraz daha mutlu olabiliriz, ne dersin?
42465769d61f928da9a4508880f19845

Yapabileceğimiz çok temel şeyleri 5 maddede toparlamak gerekirse kısaca bunlar aşağıdaki gibi olabilirdi:

  • Düşünme şeklini değiştir: daha güzel nöron bağları oluştur.
  • Daha az yargılayıcı ol: öncelikle kendine bunu sık sık hatırlat! En çok kendini yargılıyor olduğunun sen de farkındasın, değil mi?
  • Hayatında şükrettiğin şeylerin ve kişilerin listesini yap: şükrettiğin ne varsa bu hissini onlara karşı hep koru!
  • Sorumluluk al: kendine olan güvenini geliştir ve besle.
  • Sana mutlu hissettiren şeyleri, kişileri ve durumları yakala: onları bırakma!
Bunlara ek olarak benim kendime en sık hatırlattığım sözlerden birini şuraya bırakayım, Mahatma Gandhi’nin belki de en ünlü cümlesi:
“Be the change you wish to see in the world.”
“Dünyada görmek istediğin değişimin bir parçası ol.”
Sen bu dünyada nasıl bir değişim istersin ve bundan şikayet etmek yerine olmasına nasıl katkı sağlayabilirsin?
Ne dersin, daha az şikayet daha mutlu hissetmeni sağlayabilir mi?