2018, deney, hayal, ilham verici, oylesine

eyvallah

en sevdiğim kelimelerimizden biri “eyvallah”. bu sefer ankılgugıl’a değil, tdk‘ya soruyoruz nedir diye:

eyvallah.JPG

güzel, temiz, net, açık. istersen teşekkür ederken, istersen vedalaşırken kullan; ikisine de yakışıyor. hatta ikisinin karışımı gibi bir tat bırakıyor. ya da bana öyle geliyor.

[bu arada, söylemeden edemeyeceğim, gugıl’a yine de “eyvallah” yazdım , ilk sayfada çıkan içeriklerden biri bir sitede serzenişte bulunan hemcinslerimin sorusu: eyvallah diyen birine nasıl cevap verilir??? yapmayın kızlar, allasen, üzülüyorum, yapmayın.]

bir kaç sene önce bir dönem, ankara’da ikamet eden ailem beni bir kaç gün ziyaret için istanbul’a gelmişti. kahvaltı ediyoruz, ondan bundan konuşuyoruz, konu nereden nereye nasıl geldi hiç hatırlamasam da babamın “sizin neslinizde ilişkileri yönetemiyor oluşunuzun temel sorunu kimseye ve hiç bir şeye eyvallahınız yok, her şeye her an ulaşabiliyorsunuz, istediğiniz gibi yaşayabiliyorsunuz, hayatınızda olacak herhangi bir kişinin sizi en ufak üzmesine veya yormasına dayanamıyorsunuz” cümleleri aklıma kazındı.

eyvallah babacım, sağ ol.

sonrasında, hem bu söylediklerinin üstüne düşündüm, hem de bunu yakın bir kaç arkadaşımla paylaştım. paylaştığım arkadaşlarımla birlikte genelde bu konuşmalardan sonra başımızı aşağı yukarı bir kaç kez sallayıp “evet abi hakkaten” dedikten sonra işimize gücümüze döndük tabii, ne yapalım?

şimdi bu tespit nereye çekersen oraya gidebilir, hangi gözle bakmak istersen öyle görebilirsin, hayatta bir çok şeyde olduğu gibi. o nedenle aslında olumsuz algılamadan, “nasssı yaaa ben çok şükrederim tamam mı” filan demeden, sakin sakin incelersek, parça parça bakarsak, yerinde bir tespit olduğunu fark edebiliriz.

şimdi şöyle ki, eğer zaten kendi ayakları üzerinde durabilen bir bireysen, öyle ya da böyle bunda ailenin etkisi çok büyük, aslında zaten bir şekilde sen buna evrilmişsin, bir şekilde yetişmişsin. şu an bu koşullarda, bu ülkede ve özellikle de bu şehirde bunu başarmak gerçekten kolay değil. ve gündelik hayata sığdırdığın en ufak şeyler birike birike seni o kadar yoruyor ki, gerçekten de oraya +1 birim bile zorluk almak istemiyorsun, alacaksam değsin diyorsun, değmesine karar verme mekanizman ise deneyim ve zamanla şekilleniyor; değişiyor. 5 sene önce “kendinden vererek” çok ciddiye alarak yaptığın bir aktivite seni şu an “o kadar da” beslemiyor olabilir, şu an o kadar çok zaman ayırmak istemiyor olabilirsin, bu çok normal, bunu da doğal karşılamak lazım. zaman geçiyor, hayat değişiyor, koşullar çetinleşiyor, sen yaşlanıyorsun, 9-6 hayatına tutunmak güçleşiyor, kendinden ve zamanından vermek gittikçe zor bir karar oluyor. burada önemli olan şey bu yorgunlukların seni gelişimden ve değişimden uzaklaştırmaması, kendini bırakmaman. bu bile zor, dimi?

 

insanlar dersen, o kısım herkes için ekstra değişken dengeler üzerine kurulu. gerçekten bilemiyorum hacı. ilişki yönetimi konusunda başarılı bir insan değilim, olamadım. bir dönem hayatımda olup şu an olmayan kişiler bir araya gelse çift kale maç yaparlar. ben de tek başıma tek seyirci izlerim. izler miyim? yok ya ne izlicem, izlemem. ona zaman mı ayırcam? hani o “en sevdiğim kişi çemberi” bir çok insanda çok erken oturuyor ya, bende öyle olmadı işte, daha hala da oturmadı sanırım? bunda tek çocuk olmamın etkisi var mıdır sence? bence vardır, çok net. ama onu başka zaman konuşuruz. dağıtmayalım, dağılmayalım.

manitacılık işleri dersen, orada da gerçekten mutsuzluğa ekstra karşıyız, farkında mısın? hani yakın arkadaşının modu düşük olsa bi kadeh rakı içip biraz behzat ç. filan izleyip yutub’da ertesi sabah baktığında çok net bir kalite düşüş grafiği gösterecek history hazırlamak üzere sertab’larla sezen’lerle filan başlayıp nereye gidersin bilmem. manitacılıkda mutsuzluk mu, moral bozukluğu mu? OH NO! öyle bişey asla olamaz. manitanla iletişimin iyiyse yukarıdaki algoritmayı onla da uygularsın, bak ona eyvallah, ama biraz daha başlardaysan filan, “üf bu suratı mı çekicem be” filan modlarına anında geçiş oluyor. belki de nice ilişki beraber yutub’da hakan taşıyan filan izleyemeden bitiyor, yazık değil mi?

arabeskimages

yani demem o ki, temel sorun mudur değil midir, birbirine eyvallahı olmak nedir ne değildir, işte bunlar hep kişisel, bunlara bir cevabım yok; ama yine de biraz elini taşın altına sokmak, biraz daha sabırlı ve anlayışlı olmak, biraz durup düşünüp duruma ve kendine dışarıdan bakmak, “neden ben” isyanından önce “bu da oldu abi eyvallah” demek, bunlar ne olursa olsun sana pozitif dönecek ve daha doğru karar almanı ve kendini daha iyi tanımanı sağlayacak. bu sağladığı şeyler de birbirini besleyerek seni ilerletecek ve geliştirecek zaten, öyle değil mi?

al bakalım bi derin nefesssss…..

hadi eyvallah.

not: kapak görseli güzelkelimelerdükkanı’ndan (kalp).

2 thoughts on “eyvallah”

  1. Eyvallah… şimdikilerde argo gibi kullanılıyor. Gidere boyun eğen fakat bozulmadım imajı çizen, mahalle ağzı görülüyor. Babalar doğru söylüyor galiba, hiç eyvallahımız kalmadı. teamüller bitti. 🙂 ama iki gezgin aşığın da dediği gibi; Gezin, gezin, dönün.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s